|
Fizik için boşluk sanılandan farklıdır. Kuantum kuramı, boşluğun tam
boşluk olmadığını göstermiştir. Boşluk, kaynaşan bir durumdur, çok
dinamiktir, edimsiz (virtuel) parçacıklarla doludur. Çok şiddetli
olayların oluştuğu bir yerdir. Boşluktan doğmuş bir parçacık çifti
gözlenemez, fakat onların yığınsal etkisi gözlenebilir.
BoÅŸluk,
boş değildir. Bu sözün, bir paradoks ile ilgisi yoktur. Boşluğun en
derinlerinde bile sürgit birşeyler vardır. En iyi boşlukta bile, kimi
varlıklar saklıdır. İçinde gaz, en küçük bir molekül, en yalın bir atom
ya da en küçük kuark (bir kuantum parçacığı) bile bulunmayan bir uzay
bölgesi düşünelim. Bu en boş sanılan uzay bile tam bir boşluk değildir;
bir etkinlikler bölgesidir, alanlar vardır. Boşluk titreşir,
dalgalanır. Boşluğun bu dalgalanmaları enerji demektir. Yüzyılımızın
iki büyük fizikçisi, şaşırtıcı bir hesaplama yapmışlardır. Richard
Feynman ve John VVheeler bir elektrik ampulünün içindeki boşluğu
incelemişlerdir. Böyle bir boşluğun enerjisi, gezegenimizin tüm
okyanuslarını kaynatmak için yeterlidir. Yoksa, bu sihir midir?
Bu
boşluk enerjisinin çok küçük bir bölümünü bile çıkarabilmek ve
kullanabilmek özellikle çok ilginç olacaktır. ABD'de Hugues
Laboratuvarı'nda çalışan fizikçi Robert Favvard bu konuda deneyler
yapmaktadır.
Bir başka görüş açısından, günümüzün kozmoloji
kuramlarında da fizikçiler, yerinde kuramsal nedenlerle, Evrenin
başlangıcında boşluk enerjisinin oynamış olabileceği role
başvurmaktadırlar.
Böylece, bir kez daha, pek alışılmamış olan
kuantum kuramına dönmek gerekmiştir. Kuantum evreninde, örneğin
elektronlar, dalgaparçacık niteliği gösteren değişik nesnelerdir. Aynı
anda hem dalga hem parçacıktırlar; her iki görünümün olabildiğince
çelişik olan tüm özelliklerini sergilerler. Kuantum nesnelerinin,
kendilerini klasik fiziğinkilerden temel olarak ayıran çok değişik
yapıları vardır. Aynı şekilde kuantum kuramında, boşluğa da değişik bir
yapı tanımak gerekir.
Çok eskiden, ilkçağ'da, boşluk ve onun
varlığı üzerine iki karşıt düşünce akımı vardı. Democrite gibi
atomcular için, gerçeğin temeli, bir yandan bölünmez parçacıklar olan
ve farklı düzenlenimlerle nesneleri oluşturan atomlara, öte yandan da
boşluğa dayanıyordu. Buna karşıt olarak da, Aristo'ya ve anlaşılması
güç fizik ve metafizik uslamlamalara göre boşluk yoktu.
Bu son
anlayış, XVII. yüzyıla dek sürecekti. 1644'den başlayarak düşünceler
değişti. 1644de, Galile'in öğrencisi olan Toriçelli termometreyi buldu
ve ayrıca ünlü deneyini yaptı. Bir ucu kapalı bir cam boru aldı ve civa
ile doldurdu. Sonra bu boruyu ters çevirerek, yine civa ile dolu olan
bir kaba batırdı. Borudaki civa düzeyi alçaldı ve kaptaki civa
düzeyinden yukarda bir yerde kararlı duruma ulaştı. Borunun üst ucunda
bir boşluk, yani içinde madde bulunmayan boş bir uzay bölgesi oluştu.
Blaise Pascal şu soruyu soruyordu: "Borunun yukarısındaki görünüşte boş
olan uzayda, burayı dolduran fakat duyu organları ile algılanıp
görülemeyen bir madde bulunamaz mı?"
Daha sonra Otto de Guericke
lastik pompasını buldu; bir kürenin iki yarısını birbiri üzerine
kapatarak, oluşan kürenin içinde boşluk oluşturdu. Deneyini 1654'de
diete de Ratisbonne'da sergiledi. Küreyi karşılıklı iki yanından çeken
on altı at, onu açmayı başaramadılar. Öyleyse boşluk vardı. XIX.
yüzyılın sonuna doğru ise, Aristo ilkesini yeniden canlandıran bir
başka boşluk kavramı ortaya çıktı. Gerçek bir boşluk elde etmek için,
boşaltılacak kapalı yerdeki tüm maddeyi ve ayrıca da gazı dışarı
çıkarmak gerektiği bellidir. Acaba bu yeterli midir? Yanıt kesin
değildir ve fizik bu düşünceye de karşı çıkabilir. Bunun için, bir
düşünce deneyi tasarlamak uygundur; öyle ki bu deneyde araç gereçler
idealdir ve deney koşulları kusursuzdur. Ünce, içinde tam olarak
ayarlanmış bir pistonun kayabildiği bir silindir olması gerekir. Her
şey ideal olduğundan piston, bir engel ile karşılaşmadan kayar ve
kusursuz olarak hiçbir şey sızdırmaz. Başlangıçta, piston silindirin
dibine dayanmıştır. Piston çekilince, silindirin dibinde oluşan uzay
bir mutlak boşluk olmalıdır; piston hemen yeniden geri itilirse,
başlangıç konumunu yeniden bulmalıdır. Fakat piston yeterince uzun süre
çekilmiş ise, yeniden silindirin dibine yerleşemeyecektir. İçeriye hava
sızmış değildir, fakat boşluğun içinde bir şeyler üretilmiştir ve şimdi
pistonun ilk konumuna ulaşmasına engel olmaktadır. Neden? Isıl ışıma
nedeniyle. Fizikçiler, pistonun çekildiği sırada, çeperlerden bir ısıl
ışımanın yayıldığını ve boşluğu doldurduğunu göstermiş olur. Öyleyse
piston geri itildiği zaman, Bu ışıma sıkışır. Bu basınç, bir gazın
oluşturduğuna benzer bir kuvvet uygular. Böylece piston, ışımanın
sıcaklığını ve basıncını artırmış olur ve pistonun ilk konumuna
ulaşması için, bu ışımanın yeniden silindirin çeperlerinde dağılmasını
beklemek gerekir. Bu ışımanın kaynağı ısıl olduğu, dolayısı ile
sıcaklığa bağlı olduğu için, silindiri soğutmak gerekir. Mutlak sıfır
sıcaklıkta, boşluğu dolduran tüm ışıma sönecektir. Buradaki ısıl ışıma,
elektromıknatısal ışımadan başka bir şey değildir çeperleri oluşturan
atomların elektronlarının ısıl hareketlerinden yayınlanır. Boşluğa
ulaşmak için tek olanak, sistemi önemli ölçüde soğutmaktır. Öyleyse,
buraya dek İncelenen durumlarda, boşluk soğutma ile sağlanır ve mutlak
boÅŸluk elde edilebilir.
KUANTUM EVRENİNDE BOŞLUK
Åžimdiye dek,
klasik fizik dünyasında idik. Şimdi kuantum evrenine bir sıçrama
yapmalıyız. Bu evrende, boşluk doludur. Bu söz ilk bakışta, temel bir
nedenle, bir paradoks gibidir; fizik de, astrofizik gibi. boÅŸluÄŸun
varlığını kabul eder; Evren büyük bir boşluktur ve içindeki madde bir
istisnadır. Yıldızlararası uzay hemen hemen boştur. Bize içine
sızılma-sı çok güç görünen katımadde de, boşluktan oluşmuştur Atomsal
ölçekte, çekirdekler ve elektronlar arasındaki uzay çok büyüktür. Madde
boşluktan yapılmıştır ve onu oluşturan kütleler çok küçük uzay
bölgelerinde yoğunlaşmıştır. Bu düşünceye (her yerin boşluk olması ve
maddenin evrende son derece seyrek dağılmış olmasına) karşıt olarak,
boşluğun dolu olduğu düşüncesini de getirmek gerekir. John VVheeler bir
yazısında, "Hiçbir düşünce bana şundan daha temel görünmüyor: Boşluk,
boş değildir. En şiddetli fizik olayları nın oluştuğu yerdir."
demektedir. Bunlar yukarda da söylediğimiz gibi, sonsuz küçük boyutlar
evrenindeki düzenlenimlerı ve süreçleri inceleyen kuantum kuramının
konularıdır. Bu olaylar nasıl oluşabilmektedir?
Yukarda, uzayı
mutlak sıfır sıcaklık sınırlarına dek soğutarak, tüm ısıl ışınımı yok
edebileceğimizi ve mutlak boşluğa ulaşabileceğimizi görmüştük. Fakat,
kuantum kuramına göre, bu sıcaklıkta bile, boşlukta bir kalıntı
(boşaltılama-yan ve kuşkusuz madde de olmayan bir şey) bulunacaktır. Bu
en son kalıntı, elektromıknatısal alanlardan oluşmuştur. Boşlukta,
mutlak sıfır ile ilgili olarak, fizikçilerin sıfır nokta enerjisi
dedikleri bir kavram vardır. Mutlak sıfır sıcaklıkta, boşluk hiç
durmadan dalgalanır, kımıldayan bir dalga yüzeyi gibi kaynaşır. Bu
dalgacıklar, hiç durmadan parçacıklar yaratan dalgalanmaların bir
görüntüsüdür. Bu parçacıklar ise, birbirlerini çok çabuk olarak yok
ederler.
Boşluğun bu tuhaf etkinliğini anlamak için, kuantum
elektrodinamiğinin birkaç kuramsal temelini tanıtmak gerekir. Bu
temellerin ilki, bir eÅŸitsizliÄŸe dayanan Heisenberg belirsizlik
ilkesidir. Bu ilke, bir parçacığın konumunu ve hızını aynı anda
ölçmenin olanaksız olduğunu gösterir. Konum ve hareketin ölçümü
üzerindeki bir belirsizlik önlenemez. Ayrıca fiziğin büyük bir ilkesi
olan, enerjisinin korunumu yasasını da göz önüne almak gerekir. Hangisi
olursa olsun, her etkileşmede bir enerji denkleşmesi hesabı vardır. İki
bilya çarpıştıkları zaman, çarpışmadan önceki ve sonraki toplam
enerjiler aynı olmalıdır; başka bir deyimle, giriş ve çıkış enerjileri
kusursuz olarak denklenmelidir. Bu ilke, tüm fiziğin en kesin
ilkelerinden biridir ve kuşkusuz, mikroskobik evrenin parçacıkları
arasındaki etkileşmelere de ayrıcalıksız olarak uygulanır. Yalnız,
kuantum kuramınca incelenen boyutlar düzeyinde Heisenberg
eşitsizliklerini gözönüne almak gerekir. Bu eşitsizliklere göre,
örneğin bir elektronun enerjisi ölçülürse ve bu ölçüm çok kısa fakat
belirli bir zaman alırsa, enerji ölçümündeki belirsizlik ölçümün süresi
ile ters oranlı olur. Bu, mantıksal bakımdan, çok kısa süreler için,
enerji ölçümündeki belirsizliğin çok önemli olabileceği anlamına gelir;
ve bu sonsuz küçük süre içinde, bu enerjinin son derece büyük
olabileceğini düşünmek için hiçbir engel yoktur. Böylece, enerji
korunumu yasasının gerektirdiği çok kesin denkleşme hesabı, belirsizlik
ilkesi nedeniyle bozulmuş olur. Sonuç olarak, boşluktan, kısa yaşamlı
parçacıklar yaratılabilir. Bunların yaşamları öyle kısadır ki,
kendileri yüksek enerjili olurlar. Örneğin, bir proton ve bunun
çevresinde hiç durmadan dolanan bir elektrondan oluşan bir sistem
düşünelim; buradaki elektron da, boşluktan yaratılmış parçacıklarla
sarılmış olsun. Bunlar, proton ve elektron arasında bulunan
elektromıknatısal alanların dalgalanmasından yaratılan bir parçacıklar
bulutu oluştururlar. Fizikçiler, bu alanların gelişigüzel olarak
dalgalandıklarını ve edimsiz denen parçacıklar ürettiklerini
açıklamaktadırlar. Bunlar, edimsiz olduklarından, proton ve elektron
gibi gerçek parçacıklardan farklıdırlar. Bunun dışında, boşluktan gelen
ve zorunlu olarak yine oraya dönen bu edimsiz parçacıklar, kısa
yaşamları süresince, bilinen parçacıklar gibi gerçektirler. Fizikte, bu
edimsiz parçacıkların çiftler halinde üretildiklerini düşünmek gerekir.
Bu ise, yine enerji korunumu türünden bir başka büyük ilke, momentumun
korunumu ilkesi nedeniyledir. Elektron ve pozitron böyle bir çifttir;
bu çiftlerin her biri, yine belirsizlik ilkesi nedeniyle gözlenemez.
Yaratılışlarından yok oluşlarına dek gittikleri uzaklık ve hızları bir
baÅŸka Heisenberg eÅŸitsizliÄŸini saÄŸlarlar.
Boşluktan çift
yaratılmasının enerji korunumunu bozduğunu, fakat iyi bir hesaplayıcı
olan doğanın buradan ışık elde ettiğini belirtelim. Bu süreç ile
boşluktan ödünç alınan enerjinin istendiğince çok olabileceğini
özellikle yineleyelim. Ödünç alınan enerji ne kadar çoksa, parçacığın
yok oluşunda ödenecek olan borcun süresi de o ölçüde kısa olacaktır.
Böylece,
herhangi bir uzay bölgesi en küçük bir parçacığın bile bulunmadığı
ölçüde boştur; bu boşlukta, yalnızca gelişigüzel dalgalanmalar vardır.
Bu dalgalanmalar ise, boşluktan sürekli olarak edimsiz parçacıklar
üretirler ve bunlar oluştukları ancak gözlenebildikten hemen sonra
yiterler.
Bu açıklamalardan sonra, her şeyin kaynağının boşluk
olduğunu söyleyebiliriz; boşluktaki alanların dalgalanması, bilinen tüm
parçacıkların, yüksek enerji fiziğindeki elektrondan (en hafif) en
bilinmeyene (en ağır) dek tüm parçacıkların oluşmasını sağlayabilir.
Öyleyse boşluk, eylemsiz ve özelliksiz boş bir uzay olarak değil, tam
tersine, enerji titreşkeni olarak tanımlanabilir. Dolayısıyla, John
VVheeler'in açıkladığı gibi, boşlukta yer değiştiren bir elektronu, her
türden edimsiz parçacığın oluşturduğu bir çorba içinde yüzüyor ve
onların sürekli saldırısına uğruyor olarak düşünebiliriz.
Åžimdi,
haklı olarak, boşluğun böyle bir etkinliğinin herhangi bir
kanıtlamasının olup olmadığı sorulabilir. Kuramın, edimsiz parçacıkları
öngördüğü kesindir; fakat, bunların varlığı gerçekten gözlenebilmiş
midir? Yanıt, evettir.
Boşluğun böyle bir etkinliği olduğunu
gösteren ilk gözlemsel gerçeği, 194O'lı yılların sonuna doğru,
Hollandalı fizikçi Hendrik Cosımır saptamıştır. Edimsiz bir parçacık
çifti gözlenemese bile, onların yığınsal etkisi gözlenebilir. Casimir
etkisini gösteren düzenek şöyledir: İçi boş bir kapalı kaba, iki metal
yaprak yerleştirilir ve sistem soğutulur. Sıfır nokta enerjisine
ulaşmadan önce, ısıl ışıma iki yaprağı birbirlerine yaklaştırmaya
çalışır; sıfır nokta değerinde ise, elektromıknatısa! ışıma kuvveti de
yaprakları birbirlerine doğru iter. Böylece, boşluk enerjisi bir
basınca yol açmaktadır. Bu en küçük fazlalık basınç, 1958de bir başka
Hollandalı fizikçi M.Sparnaay tarafından ölçülmüştür.
BoÅŸluk
enerjisinin ikinci ve görkemli örneği, Lamb kayması adı ile tanınır.
Yukarıda gördüğümüz gibi, elektronu bir atomun çekirdeğine bağlayan
elektromıknatısal alan, edimsiz parçacıklar çorbasından bir
elektron-pozitron parçacık çifti yaratabilir. Bu edimsiz parçacıkların
yaratılıp yok edilmesi, fizikçilerin boşluğun kutuplanması dedikleri
olaya neden olur. Bu kutuplanmanın etkisi, elektronun çekirdek
çevresindeki yörüngesinin hafifçe değişmesi biçimindedir. VVillis Lamb,
bu küçük yer değiştirmeyi olağanüstü bir duyarlıkla ölçebilmiştir. Bu
ölçüm ona Nobel ödülü kazandırmıştır. Böylece, günümüz kuantum
elektrodinamiği hesaplamalarında, boşluğun enerjisinden ileri gelen
Lamb kaymaları da gözönüne alınır. Şimdi, bu kaymanın ölçümü, tüm
fiziğin en önemli ölçümlerinden biridir.
KuÅŸkusuz, boÅŸluÄŸun
enerji kaynağı olarak kullanılması sorunu çözümlenmiş değildir.
Çekirdek kaynaşmasının denetlenmesinde karşılaşılan güçlük
bilindiğinden, boşluktan enerji elde edilmesi düşüncesinin,
fizikçilerin dudaklarında kuşkucu bir gülümsemeye neden olacağı
sanılmaktadır. Yine de, Robert Foward'ın, Casimir etkisinden yola
çıkarak, boşluktan elektrik enerjisi çıkarma ile ilgili çalışmaları
tarihsel bir adım olarak kalacaktır.
Sciences et Avenir'den çev:Dr.Hanaslı GÜR /Bilim ve Teknik Şubat 1987
alıntı:http://www.enginbilim.byethost16.com
kaynak:bilim haberleri
Yorumlar
|